be at a crossroads idiom ne demek?

 """Be at a crossroads"" ifadesi Türkçeye ""bir kavşakta olmak"" ya da ""iki yol ayrımında olmak"" şeklinde çevrilebilir. 


Bu ifade, genellikle bir karar verme aşamasında olduğumuzu veya önemli bir yaşam kararıyla karşı karşıya bulunduğumuzu belirtmek için kullanılır. Genellikle bu durum, iki veya daha çok seçenek arasında seçim yapma zorunluluğunu ifade eder ve bu seçenekler genellikle birbirinden çok farklıdır ve farklı sonuçlar doğurabilir.


Örneğin; ""After graduating from university, she was at a crossroads, deciding whether to pursue a career in law or take a year off to travel."" cümlesi Türkçede ""Üniversiteden mezun olduktan sonra, hukuk kariyerine devam etmek mi yoksa bir yıl boyunca seyahat etmek için bir yıl ara vermek mi kararında bir kavşakta bulundu."" şeklinde çevrilebilir. Burada kişi mezuniyet sonrası hangi yolu seçeceği konusunda bir karar verme durumundadır. 


Yani, ""be at a crossroads"" ifadesi kişinin hayatında önemli bir dönemeçte olduğunu, hangi yolu seçeceğine dair bir karar vermesi gerektiğini anlatır. Bu ifade sadece gerçek yaşam durumları için değil, aynı zamanda duygusal, kişisel ya da profesyonel durumlar için de kullanılabilir."

"""Be at a crossroads"" bir durumun ya da kişinin kritik bir dönüm noktasına geldiğini gösteren bir deyimdir. Hayatın ya da durumun hangi yöne doğru ilerleyeceğini belirleyecek önemli bir kararın eşiğinde olunduğunu ifade eder.

1. Emily was at a crossroads in her career: she could either pursue a higher position in her current company or she could start her own business. (Emily kariyerinde bir yol ayrımındaydı: ya şu anki şirketinde daha yüksek bir pozisyon için kendini geliştirebilir ya da kendi işini başlatabilir.)

2. After graduation, many students find themselves at a crossroads, unsure of what to do next. (Mezuniyetten sonra, birçok öğrenci kendini bir yol ayrımında bulur, ne yapacaklarından emin olamazlar.)

3. The country is at a crossroads: it is time to decide whether or not to join the European Union. (Ülke bir yol ayrımında: Avrupa Birliği'ne katılıp katılmama kararı verme zamanı.)

4. After ten years of marriage, John and Sue were at a crossroads, considering whether to continue their relationship. (On yıl süren evlilikten sonra, John ve Sue bir yol ayrımındaydı, ilişkilerine devam edip etmeyeceklerini düşünüyorlardı.)

5. The film industry is at a crossroads: it must adapt to new technologies or risk becoming outdated. (Film endüstrisi bir yol ayrımında: yeni teknolojilere uyum sağlamalı ya da modası geçmiş olma riskiyle karşı karşıya kalır.)"

Yorumlar